Milli karateciler spor severlerle bir araya geldi

2020 Tokyo Olimpiyatları öncesinde müsabakalara hazırlanış aşamaları ve unutulmayan anıların konuşulduğu organizasyona katılan Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin’e de vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi.

ÖZTEKİN : “TÜM KAĞITHANE VE ÜLKE OLARAK YANINIZDAYIZ”

Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin, sporcuları tebrik ederek, 2020 Tokyo Olimpiyatları’nda destek sözü verdi. Başkan Öztekin, “Son birkaç ayda birçok ülkeye gitmiş oldular. Kendilerine başarılar diliyoruz. Ailelerine sabırlar diliyoruz. Aileleri içinde zor bir şey aslında. Sadece maçlarda değil, aynı zamanda da müsabaka içinde antrenman yapmları lazım, kendilerini dinç tutmaları lazım. Olimpiyatlara gittikleri zaman ki inşallah gidecekler. Madalya alıp gelmeleri elbette kıymetli ama benim için kıymetli olan bu genç kardeşlerimizi tanımak. Sağ olsunlar olimpiyatlarda başarılı olacaklarına inanıyorum. Tüm Kağıthane ve ülke olarak yanlarında olacağımızı söylemek istiyorum. Bunların bilinmesini isterim” diye konuştu.

ARAPOĞLU : “SIKI VE DİSİPLİNLİ ÇALIŞARAK BAŞARI ELDE EDİLİYOR”

Milli karateci Serap Özçelik Arapoğlu, düzenli çalışmanın başarı getirdiğini belirtti. İrade, özveri, sabır ve sevginin karekte sporunun temelinde yer aldığını söyleyen Arapoğlu, “Bazen gerçekten çok yoruluyorsun, yataktan kalkmak bile istemiyorsun. Aklına hedefin geliyor, Allah sana bir şeyi lütfetmiş yani. Orada tek sen varsın, tek sen temsil ediyorsun. Bütün bunları düşünerek antrenmanını yapıyorsun. Bütün mücadeleni orada sergiliyorsun. Gerçekten sıkı ve disiplinli çalışarak başarı elde ediyorsun. İrade, özveri, sabır ve sevgi istiyor bu spor” dedi.

2020 Tokyo Olimpiyatları’na gitmesinin matematiksel olarak kesinleştiğini belirten Arapoğlu, “Önümde üç müsabaka daha var ama benim Tokyo’ya gitmem matematiksel olarak garantilendi. En yakın rakibimle aramda 5 bin puan var. Şu anki hedefim Allah sakatlık vermezse Tokyo’ya gitmek. Zaten ilk hedefim Tokyo’ya gitmekti, bunu da başardım. Orada derece yapıp ülkemizi temsil etmek istiyorum. İnşallah güzel geçer” şeklinde konuştu.

ÇOBAN : “AİLELER ÇOCUKLARINI SPORA YÖNLENDİRMELİ”

Güzel bir süreç yaşadıklarını belirten milli karateci Merve Çoban, “Çok güzel bir süreç yakaladık, çok güzel bir sonuç yakaladık. Bunun akabinde olimpiyatlarda yarışıp şampiyon olmayı umuyoruz. Her şeyden önce sabretmek önemli. Yaklaşık 18 senedir karateyle uğraşıyorum ve bunun sonucunda bir çok madalya kazandım ve  2019 yılında büyüklerde Avrupa Şampiyonu oldum. Bu sene de aynı hedefi hedefliyorum. Sonrasında da olimpiyatlara gitmeyi hedefliyorum. Kadın olarak bu sporda yer almak özgüven veriyor. Ailelere buradan tavsiyem, çocuklarını bir branşa yazsınlar. Ve uzakdoğu sporlarında kendini korumakla alakalı birçok çalışma var. Bu yüzdende spora yönelmelerini tavsiye ederim” şeklinde konuştu.

AKTAŞ : “KÜÇÜK YAŞTAN BERİ KARATEYE İLGİM VAR”

Milli karateci Uğur Aktaş ise küçük yaştan beri karateye ilgisi olduğunu söyledi. Yeteneği olduğu halde çalışmadığı için başarı yakalayamayan birçok sporcu olduğunu belirten Aktaş, çalışılmadığı sürece bir başarı yakalanamayacağını belirtti. Aktaş, “Benim küçük yaşlardan beri karateye ilgim vardı. Çalışmak çok önemli. Birçok sporcu var yeteneği olan ama çalışmadığınız taktirde başarı yakalayamıyorsunuz. Veya sürdürülemeyen bir başarı yakalıyorsunuz. Başarılı bir sporcu olmanın en büyük sırrı, çalışmak ve sabretmek. Olimpiyatlar başka bir boyut. Avrupa ve dünya şampiyonalarında karşılaştığımız rakiplerimizle aynı. Olimpik bir branş olarak yer almadığımız için medyada çok yer almıyor karate. Ama yavaş yavaş ön plana çıkmaya başladı karate. İnşallah kesin sonuçlar açıklandıktan sonra bizimle ilgili daha çok bilgi sahibi olacaklar. Allah nasip ederde orada madalya kazanırsak, herkes karateyi tanımış olacak diye umut ediyorum” ifadelerini kullandı.

Kategoriler
Haberler

Yurt dışında iş yapan Türkleri, ‘Türk güvenlik şirketleri korusun’ önerisi

Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) Terör Uzmanı Dr. Eray Güçlüer, Somali’de iş yapan Türk müteahhitlik firmasının şantiyesine düzenlenen bombalı saldırı, Türkiye ile Rusya arasında Libya’da ateşkesin sağlanması için yapılan Moskova Zirvesi ve Berlin’deki Libya Konferansı üzerine açıklamalar yaptı.

YURT DIŞINDA İŞ YAPAN TÜRK ŞİRKETLERİNİN GÜVENLİĞİ SAĞLANMALI

Libya, Somali, Katar gibi ülkelerde bulunan Türk askerinin görevinin teknik ve taktik destek sağlamak olduğunu vurgulayan Dr. Güçlüer, “TSK tarafından o ülkelerdeki askeri ve yerel kolluk güçlerine eğitim, malzeme desteği veriliyor. Bunula birlikte örneğin Somali’de yol inşa eden Türk şirketinin güvenliğinin sağlanması da gerekiyor. Doğal olarak Türk askerinden böyle görevler de bekleniyor. Askerimiz bunu oradaki yerel güvenlik birimleri üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyor. Aslında burada yerel unsurlar ile Türk askeri arasında yarı geçişken paramiliter bir güce ihtiyaç var” diye konuştu.

“TÜRK ORDUSUNUN YÜKÜ DE HAFİFLER”

Dr. Güçlüer, “Bence askerlerimizden ziyade devlet tarafından denetlenen, kanunen sınırları belli, Türkiye’deki özel güvenlik teşkilatlarına, yurt dışına iş yapan Türk firmalarının korunması için yetki verilmesi, önlerinin açılması gerekiyor. Yurt dışında iş yapan Türk firmaların o ülkelerle yaptıkları anlaşmalara bu maddenin konulması lazım. Türk özel güvenlik firmaları, yapılan işin ve iş yapan şirketlerin korunmasında görevli olmalıdır, bunun önünü açmalıyız. Bu düzenleme ordumuzun yurt dışındaki yükünü hafifletir ve Türk firmalarının yurt dışında çalışmalarının da önü açılır. Bunların devlete masrafları da olmaz” ifadelerini kullandı.

MOSKOVA ZİRVESİ’NİN ÜZERİNE BERLİN’İN GÖLGESİ DÜŞTÜ

Moskova Zirvesi’nin başında her şeyin yolunda olduğunu aktaran Dr. Güçlüer, “Berlin’de Libya Konferansı’nın yapılacağı biliniyordu. Fakat Türkiye ile Rusya konferans öncesi taraflar arasında kalıcı bir ateşkesi sağlamak ve bu ateşkes üzerinden siyasi yol haritası belirlemek için Moskova’da zirve düzenledi. Aslında zirvenin başında her şey yolundaydı. Libya’nın doğusunu kontrol altında tutan isyancı General Hafter, önüne konan ateşkes metnini de imzalamak üzereydi. Son anda çark etti, biraz zaman istedi. Sonra ateşkesi imzalamadan Moskova’yı terk etti. Aslında Moskova Zirvesi’nin üzerine Berlin’in gölgesi düştü. Çünkü Moskova’da ateşkes imzalansaydı. Avrupa ülkelerinin Libya’ya istedikleri gibi müdahil zorlaşacaktı ” ifadelerini kullandı.

“BERLİN’DEN HAFTER’E TALİMAT VERİLDİ”

Türkiye ile Rusya’nın iş birliği ile Libya’da ateşkes sağlansaydı, Avrupa ülkelerinin artık bir fonksiyonunun kalmayacağını vurgulayan Dr. Eray Güçlüer, “Berlin’deki Libya Konferansı’nda ne konuşulacaktı, zaten ateşkes olmuştu. Sadece ateşkesin siyasi yol haritası tartışılabilirdi. O yüzden Berlin’den Hafter’e talimat verildi. Talimatı, Almanya üzerinden Avrupa ülkeleri verdi. Avrupalı ülkeler ‘bizim olmadığımız ateşkesi istemiyoruz’ dedi. Berlin konferansına kadar Hafter pek çok saldırı yaptı, limanları abluka altına aldı. Moskova’da ateşkes anlaşması imzalansaydı kan dökülmezdi” dedi.

UMH’NİN ORTADAN KALMASINA YÖNELİK TEHDİT DURDU, TÜRKİYE BARIŞIN ANAHTARI OLDU.

55 maddelik ateşkes metninin imzalanmasını, BM tarafından Libya’nın meşru hükümeti olarak tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) ortadan kalkmasına yönelik tehdidin durması olarak okuduğunu söyleyen Dr. Güçlüer, “Meşrutiyeti olan hükümeti ortadan kaldırmakla görevli Hafter gibi bir aparatın durması, meşru hükümetin güçlenmesine zemin hazırlayacaktır. Meşru hükümetin güçlenerek Hafter karşısında bir denge oluşması için ateşkesin imzalanması son derece önemliydi. Türkiye Libya’da barışın anahtarı oldu” diye konuştu.

“ATEŞKEŞ ANLAŞMASINI HAFTER BOZMAK İSTYECEKTİR”

Dr. Güçlüer, “Hafter ile yapılan anlaşma kalıcı olur mu? Bence zor. Hafter’in ateşkesi bozma ihtimali yüksektir. Çünkü Hafter’i oluşturan, destekleyen arkasındaki güç zeminin arasında çatlaklıklar, çıkar çatışmaları var. Ancak bölgedeki Türk Silahlı Kuvvetleri’nin varlığı önemli bir denge unsurudur” ifadelerini kullandı.

Karadeniz’de ‘kahverengi kokarca’ hızla yayılıyor, 1 milyar dolar zarar var

Karadeniz Bölgesi’ne 3 yıl önce Gürcistan üzerinden geldiği belirtilen Türkiye’nin önemli ihraç ürünü fındık başta olmak üzere birçok tarım ürününde verimi ve kaliteyi düşürdüğü tespit edilen kahverengi kokarcadan kurtulmanın yolları aranıyor. Günde 30 kilometre yol kat eden böcekler, yapraklarını yediği suyunu emdiği fındık ağaçlarının kökünü kurutuyor. Tek seferde 28 yumurta bırakan zararlı sezon boyunca 3 bin yumurta üretebiliyor.

MÜCADELE İÇİN KONFERANS DÜZENLENDİ

Uluslararası Kabuklu Kuruyemiş ve Kuru Meyve Topluluğu (INC) Ferrero Değerli Tarım ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi iş birliğiyle İstanbul’da ‘Türkiye ve Akdeniz Ülkeleri Tarımı İçin Potansiyel Tehdit: Kahverengi Kokarca’ başlıklı bir konferans düzenledi.

Tarım ve Orman Bakanlığı Bitki Sağlığı Araştırmaları Daire Başkanı Dr. Suat Kaymak’ında katıldığı konferansta, Türkiye’den ve dünyadan uzmanlar, sadece fındık değil, 300’den fazla meyve ve bitkiye zarar veren, Türkiye’den de görülmeye başlanan bu önemli istilacı böcekten kurtulmanın yollarını ele aldı.

2020 MÜCADELE İÇİN DOĞRU ZAMAN; ÜLKELER İŞ BİRLİĞİ YAPMALI
 

Toplantının açılış konuşmasını yapan INC Sürdürülebilirlik, Bilimsel ve Devlet İşleri Komitesi Başkanı Pino Calcagni, “2020 bu zararlı ile mücadeleye başlamak için en doğru zaman. Bugün burada çiftçi, üniversite, ihracatçı birlikleri ve bakanlık temsilcileri bir arada. Bu iyi bir gelişme hepimiz aynı gemideyiz. Böyle bir zararlı ile mücadelede Türkiye, İspanya, Gürcistan, Azerbaycan hatta Ukrayna birlikte hareket etmeli. Biz her hafta tüm bu ülkelerden gelen istatistiklere bakıyoruz. Dolayısıyla şu anki durumun iki yıl öncesine göre daha iyi olduğunu söyleyebilirim. İtalya da Emilia Romagna bölgesinde bu zararlıya karşı Samuray böceğini kullandılar ve büyük bir başarı elde ettiler. Şimdi samuray dediğimiz bu böceği piamonte bölgesinde kullanmaya başladık.  Avrupa Birliği’ndeki Tarım Genel Müdürlüğü’ne bu meseleyi götürdük, onlarda konuyla ilgileniyorlar ve takip ediyorlar” dedi.

KAHVERENGİ KOKARCA 2017 YILINDA TÜRKİYE’YE GELDİ

İstilacı böceğe karşı her türlü çalışmaya ve araştırmaya destek vereceklerini söyleyen Tarım ve Orman Bakanlığı Bitki Sağlığı Araştırmaları Daire Başkanı Dr. Suat Kaymak da, “Dünya fındık üretimi ihtiyacının yüzde 70’ini karşılıyoruz. Büyük çoğunluğu Karadeniz bölgesinde olmak üzere 39 ilde 700 bin hektar alanda üretim yapıyoruz. Fındığın verim ve kalitesini etkileyen zararlı organizmalar var. Kahverengi kokarca da bunlardan birisidir. Böcekle Türkiye 2017 yılında tanıştı ama hızla yayılma potansiyeli gösteriyor” ifadelerini kullandı.

BAKANLIK PROJE BAŞLATTI

Kahverengi kokarcanın Artvin’den ülkeye giriş yaptığını belirten Dr. Kaymak, “Hızlı bir şekilde biyolojik dönemlerini belirleyerek popülasyon dağılımlarını incelemek için proje başlattık. Proje kapsamında 6 ilde 46 ilçede 136 lokasyonda bir program hayata geçirdik. Programla gördük ki zararlı böceğin popülasyonu 2018 yılında Artvin ve Rize’de arttı. 2019 yılında ise Trabzon, Giresun, Samsun hatta Yalova’nın içinde bulunduğu 6 ilde hızla yayıldığı tespit edildi” diye konuştu.

“ARTVİN BÖLGESİNDE HASARLI FINDIK ORANI YÜZDE 20’Yİ BULDU”

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü’nden Prof. Dr. Celal Tuncer ise, kahverengi kokarcanın fındık başta olmak üzere 300’den fazla tarımsal ürüne zarar verdiğini söyledi.

İstilacı böceğin fındık başta olmak üzere narenciye, üzüm, Trabzon hurması, mısır, domates ve biber için büyük tehlike teşkil ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Tuncer, “2019 yılındaki verilerimize göre popülasyon henüz yeni olmasına rağmen Artvin bölgesinde hasarlı fındık oranı yüzde 20’yi buldu. Bu bize önümüzdeki yıllarda verim ve kaliteyi yüzde 50’lere varacak oranda düşüreceğini gösteriyor. Erken dönemdeki zararıyla verimi düşürüyor, hasattan sonra ürünün iç kalitesinde büyük bir bozulma meydana getiriyor. İtalya ve Amerika’da bazı bahçelerde yüzde 80’lere varan zarar tespit edildi” dedi.

BÖCEĞİN VERDİĞİ ZARAR NASIL ANLAŞILIR?

Böceğin iğne gibi bir ağzı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tuncer, “Bitkiyi tüketmiyor, yaprak, sap ve meyvesini sokup, emiyor. Yaprak ve sap kısmında değil ama meyvenin içine iğnesini sokarsa acılaşmasına, bozulmasına ve şekil bozukluğuna sebep oluyor. Meyvenin içinde kahverengi doku olur. Fındıkta acılaşma ve çöküntüler oluşuyor. Domateste açık sarıya dönüşen lekeler, biberde şekil bozukluğu, mısır tanelerinin tamamen içinin boşalması, besin değerini yitirmesi olarak kendini gösteriyor. Halk arasında pis kokulu böcek olarak biliniyor” diye konuştu.

3 YILDA 8 İLE YAYILDI; ŞEFTALİ, ELMA, ÜZÜM VE KAYISI RİSK ALTINDA

Böceğin hızla yayılmaya devam ettiğini söyleyen Prof. Dr. Tuncer, “Eğer önlem alınmazsa ilk patladığı şu yıllarda üründe yüzde 50 kalite kaybı, yüzde 30 civarında da pazar değerinin düşmesi demek. Bu da Türkiye için sadece fındıkta yıllık 1 milyar dolarlık kayıp anlamına geliyor. Şeftali, elma, üzüm, kayısı yakın gelecekte risk altında. Böcek yayılmaya devam ediyor. 3 yıl içinde 8 ile yayıldı. Birkaç yıl içinde bütün Türkiye’ye yayılabilir” ifadelerini kullandı.

İKLİM YAYILMASINDA ETKİLİ

Sıcaklığın 33 dereceyi geçtiği zaman böceğin olumsuz etkilediğini dile getiren Prof. Dr. Tuncer, “Karadeniz Bölgesi’nin iklimi istilacı böceğin yaşaması için ideal bir iklim, yaptığımız risk analizleri bunu gösteriyor. Orta Anadolu’da yaşaması için çok uygun. Hemen hemen Türkiye’nin bütün bölgeleri risk altında ama en yüksek risk alanı Karadeniz Bölgesi’dir” dedi.

“MÜCADELEDE SAMURAY ARICIĞI KULLANILSIN”

Şu anda zararlının hangi illere yayıldığının izlendiğini söyleyen Prof. Dr. Tuncer, “Karantina ve eradikasyon önlemleri çok zor çünkü çok hareketliler, günde 5 kilometre kadar rahat uçabiliyorlar. Ticari vasıtalarla rahatça yayılabiliyorlar. İlk görüldüğü yerlerde ilaçla mücadele ediliyor. Anavatanı olan Çin’de bu böceği kontrol altına tutan doğal düşman bir arı türü var.  Bu arı türüne ‘samuray arıcığı’ deniyor. Kahverengi kokarcanın yumurtalarını yiyerek yok ediyor, doğal düşmanı. Arı şu anda Türkiye’de yok, mücadele kapsamında acil istediğimiz ülkede bulunmayan ve zararlıyı kontrol eden en etkili doğal düşmanını transfer etmek. Gerekli izinleri alıp, altyapıyı oluşturduğumuz takdirde bu arı türünü getirip ülkemizde üretimini yapabiliriz” diye konuştu.

“FINDIK BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ”

Ferrero Fındık Türkiye Genel Müdürü Bamsı Akın ise, fındığın kendileri için çok önemli olduğunu dile getirdi. Akın, “Ferrero’nun meşhur, çok sevilen ürünlerinin kalbinde Türk fındığı var. Fındık arzının devamlılığı da bizim için çok önemli. Dolayısıyla fındığa karşı sorumluluğumuzun olduğunu da düşünüyoruz. Fındık tarımının gelişmesi, iyileşmesi, tehditlerin bertaraf edilmesi için her zaman elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

Çağrı merkezlerinde dijital dönüşüm başlıyor; akademi kuruldu

Tempo, çalışanlarını geleceğe hazırlamak ve Türkiye’deki iş gücü dönüşümüne öncülük etmek hedefiyle Tempo Akademi’yi kurdu. Sadece kendi çalışanları değil diğer şirketlerde de görev alan kişilerin, dijitalleşme ve yapay zeka konularında dönüşümlerini tamamlaması için yazılım testçisi, yazılımcı, chatbot designer gibi alanlarda eğitim alacak.

Eğitimin sonunda çalışanlar, çağın gereksinimlerine uygun yeni beceriler ve yetkinlikler kazanırken, geleceğin meslekleri için iş gücü yaratılması amaçlanıyor. Çağrı merkezi sektöründe çalışanların yararlanabileceği eğitimlerin süresi 8 gün ile 3 ay arasında değişiyor.

KİŞİSEL DÖNÜŞÜM OKULU

Sektörün dönüştürülmesi hedefiyle başlayacak olan eğitimlerle 2025 yılı sonunda 5 bin kişiye ulaşılması planlandı. Akademiyi, ‘kişisel dönüşüm okulu’ olarak tanımlayan Tempo CEO’su Cemal Akar, “Temel prensibimiz değerlere göre yönetimdir. Akademiyi, çeviklik, yenilikçilik, sürekli gelişim ve tutku değerleri üzerine kurduk” dedi.

“KURUM VE KİŞİLER KENDİLERİNİ YENİDEN KEŞFETMELİ”

Teknolojinin ve insanın hızla değiştiği bir döneme geçildiğini söyleyen Akar, “Her kurum ve kişinin kendini yeniden keşfetmesi gerekiyor. Biz, teknolojinin çok hızlı ilerlediği, robotlaşma ve yapay zekanın çok hızlı bir şekilde devreye girdiği çağrı merkezi sektöründe çalışıyoruz. Dolayısıyla kendimizi daha hızlı keşfedip, yenilememiz gerekiyor. Çalışanlarımızın dönüşümlerine destek vermeliyiz. Çalışanlarımızı geleceğin mesleklerine hazırlamayı hedefliyoruz. Tempo Akademi’de, yazılım testçisi, yazılımcı, chatbot designer gibi konularda eğitimler vererek hem kendi çalışanlarımızı hem de aynı sektörde başka firmalarda görev yapan kişileri yeni mesleklere geleceğe hazırlamak için Tempo Akademi kuruldu” diye konuştu.

“Eğitimlerin ilk ayağının kişilerin kendi tutkularını bulmasına yardımcı olmak” diyen Akar, “Ardından teknik eğitimler olacak. 2019’un sonunda başlayan eğitimler kapsamında 100 mezun verildi. Çalışanlarımız, ISTQB standardında yazılım testçisi, chatbot designer olarak eğitim aldı” ifadelerini kullandı.

“VERİ TEMİZLEYİCİSİNE ÇOK İHTİYAÇ VAR”

Eğitimlerin süresinin 8 gün ile 3 ay arasında değiştiğini söyleyen Akar, “Veri temizleyicisi eğitimi 1 hafta sürüyor. Veri temizleyicisi çok ihtiyaç olan bir meslek. Şu anda birçok firmanın adres, telefon veri tabanları çok karışık. Bunların düzenlenmesi için çalışacak kişilere çok acil ihtiyaç var. Akademide çok hızlı bir eğitimle kişileri dönüştürebiliyoruz. Bu yıl içinde 300 çalışanımızı dönüştürmek istiyoruz. 2021’in sonunda bu rakamı bine çıkarmayı 2025 yılı itibariyle de 5 bin kişiyi dönüştürüp Türkiye’nin de ihtiyacı olan iş gücü alanına katılmanı hedefliyoruz” dedi.

“SEKTÖRDE İSTİHDAM KÜÇÜLMESİ BEKLEMİYORUM”

Çağrı merkezlerinde basit seviyedeki işlerde robotlaşmanın devreye girdiğini belirten Cemal Akar, “Bugün çağrı merkezlerinde yapılan işlerin yüzde 80’i basit seviye işlemlerdir. Bu işlerin robotlaşmaya dönmesi kaçınılmaz. Yapay zeka uygulamaları bizim sektörü hızlı bir şekilde etkiliyor. Sektörün istihdam küçülmesine gideceğini ihtimal vermiyorum. Ama geçmiş yıllarda yaşadığımız hızlı büyümenin aynı şekilde devam edeceğini düşünüyorum. Robotlaşma ve yapay zekanın hem çalışana hem de müşteriye faydası var. Çünkü önündeki ekran ne kadar ona yardımcıysa ne kadar kolay ulaşabiliyorsa karşısındaki müşteriyi de o kadar memnun ediyor” diye konuştu.

TOKİ’den depremzedelere 15 yeni konut

 

Merkez üssü Elazığ’ın Sivrice ilçesi olan ve 24 Ocak’ta yaşanan 6.8 büyüklüğündeki depremin ardından yaralar hızla sarılmaya devam ediyor. Deprem sonrası bölgedeki çalışmalarını hızlandıran TOKİ, resmi teslim tarihinden 4 ay önce konutların vatandaşa teslim edildiğini açıkladı.

TOKİ’den yapılan yazılı açıklamada, “Deprem sonrası teyakkuza geçen TOKİ, inşası devam eden 190 konutu resmi takvimin 4 ay öncesinde tamamlayarak hak sahiplerine teslim etti. Cumhuriyet Mahallesi’nde inşası tamamlanan 10 konut, Bizmişen Mahallesi’nde de 5 konut depremzedelere teslim edildi. 125 metrekare 3+1 ve 90 metrekare 2+1 nitelikte olan konutlar 5 Şubat 2019 tarihinde sahiplerini buldu. Hak sahipleri ve depremde yakınlarını kaybeden 15 aile yeni yuvalarına kavuştu. Yaşanan depremde en ufak bir hasar almayan, boyalarında dahil çatlak oluşmayan konutlar hak sahiplerine güvenli ve sağlıklı konutlarda yaşam imkanı sunacak” ifadelerine yer verildi.

KKTC’nin yerli otomobili Günsel 28 ülke ile anlaştı

Yakın Doğu Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. İrfan Suat Günsel, kendi projesi olan Günsel’in ARGE çalışmalarının da başkanlığını yürüttü. Üretimden kalite kontrol süreçlerine 109 mühendis tarafından, 1.2 milyon saat emek harcanarak üretim aşamasına gelen ve Yakın Doğu Üniversitesi kampüsünde kurulan Günsel için 28 ülkeden 800 firma ile işbirliği protokolü imzalandı.

Yüksek güvenlikli, özgün, verimli ve ileri düzey teknolojiye sahip 10 bin parçanın bir araya getirilmesiyle oluşturulan Günsel’in geliştirme sürecinde otomotiv sektörünün öncü yerli ve yabancı tedarikçileri ile iş birliği anlaşmaları yapıldı. 2021’de yıllık 2 bin araçla başlayacak seri üretim kapasitesinin, 2025’te yıllık 20 bin araca ulaşması planlanıyor” açıklaması yapıldı.

“ÜLKE EKONOMİSİNE KATKI SAĞLAMAK İSTİYORUZ”

28 ülkeden 800 tedarikçi firma ile yapılan iş birliği anlaşmaları hakkında açıklamalarda bulunan Yakın Doğu Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. İrfan Suat Günsel, hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hem de Türkiye otomobil sanayi için imzalanan anlaşmaların oldukça önemli bir adım olduğunu belirterek, Günsel’in seri üretime başlaması ile birlikte ülke ekonomisine ve istihdamına ciddi bir katkı sağlanacağını belirterek küresel elektrikli araba sektöründe de önemli bir yere sahip olunacağının altını çizdi.

Prof. Dr. İrfan Suat Günsel, Dünya’da birçok otomotiv devinin bulunduğunu, ancak hiçbirinin tüm parçalarını sadece kendi ülkelerinde üretemediklerini, otomobil parçalarını üreten son derece büyük şirketler olduğunu belirterek, amaçlarının üretim maliyeti açısından Günsel’de kullanılacak parçaların birçoğunu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye’mizde üretilmesini sağlamak olduğunu söyledi. Prof. Dr. İrfan Suat Günsel, “Yerli ve yabancı firmalarla iş birliğine gidilerek hem bize özgün araçları üretmek hem de ülkemizde bir tedarikçi sektörünün oluşmasını sağlamak istiyoruz. Tüm parçaların sadece ülkemizde üretilmesi şu an mümkün görünmüyor. Bu nedenle Türkiye’mizdeki tedarikçi firmalarla da iş birliği yaparak, bu firmaların tecrübelerinden de faydalanarak bir sinerji yaratmak istiyoruz” dedi.

GÜNSEL B9 20 ŞUBAT’TA TANITILIYOR

Firmaların tecrübelerinin birleştirilerek kapsamlı bir sinerji çalışması ile uluslararası çevre normlarına uygun, güvenlik, hafiflik, yakıt tasarrufu ve kompozit malzeme kullanımı ile Günsel’in üretildiğini anlatan Prof. Dr. İrfan Suat Günsel, “Elektrikli araç üretimini yerlileştirme stratejisi ile yola çıkarak, 2021’de seri üretimle satışa sunulması planlanan Günsel’in parçalarını yerli ve uluslararası tedarikçi firmalar üretecek. Bu önemli anlaşmaların ülkemiz ve şirketlerimiz için hayırlı olmasını diliyorum” değerlendirmesinde bulundu. 2016 yılında model tanıtımı yapılarak prototip üretimi tamamlanan Günsel’in ilk modeli B9’un tanıtımı, 20 Şubat 2020 Perşembe günü, saat 19.00’da Elexus Otel’de düzenlenecek organizasyonla yapılacak.

Dünya Kadınlar Ekonomik Forumu’nda Türk firması

 

Dünya Kadınlar Ekonomik Forumu (Women Economic Forum/WEF), 150 ülkede 1,5 milyon üyesiyle iş dünyası profesyonelleri, girişimciler ve ilham kaynağı liderlerini 6-8 Şubat tarihleri arasında Slovenya’nın başkenti Lübliyana’da aynı çatı altında buluşturdu. ‘Liderlik pozisyonlarında özgün olma endişesi: Konunun özü ve başa çıkma yöntemleri’ başlıklı oturumda konuşmacı olarak yer alan DeFacto CFO’su Önder Şenol, otantik liderlik anlayışı ile ilgili, “Öncelikle kendimize karşı dürüst olmamız gerekiyor. Hissettiklerimizle söylediklerimiz veya yaptığımız şeyler arasında tutarlı davranış sergilemeli ve değerlerimizi temel alan seçimler yapmalıyız” ifadesini kullandı.

“ÖZGÜN DAVRANMALARI SAĞLANIYOR”

DeFacto liderlerin ahlaki ve etik niteliklerini doğrudan teşvik ederek, özgün davranmalarına imkân tanıyor diyen Şenol, “Şirket kültürümüzün yapısı, kurumsal sosyal sorumluluk yaklaşımımız ile yakından ilişkili. Son araştırmalar, otantik liderliğin kurumsal sosyal sorumluluk performanslarını olumlu yönde etkilediğini gösteriyor. Çünkü faaliyetlerin ne derece özgün olduğu, çalışmaların vaat ettiği pozitif etkiyi ortaya koymakta önemli rol oynuyor. Liderin özgünlük hali azaldıkça, sosyal sorumluluğun kurum kültürüne pozitif etkisi de azalıyor. DeFacto’nun Kurumsal Sosyal Sorumluluk yaklaşımı tam olarak bu kültürden besleniyor” değerlendirmesinde bulundu.

“POZİTİF VE MUTLU BİR ÇALIŞMA ORTAMI”

Şenol, konuşmasında yürüttükelri kadın odaklı sorumluluk projeleri hakkında da bilgi verdi:

“Kadınların iş hayatında eşit şartlarda çalışmasını, emeklerinin ve hayallerinin hayat bulmasını önemsiyoruz. Bu doğrultuda çalışanlarımızın eğitimi ve gelişimi için sürekli yatırımlar yapıyoruz. Bugüne kadar Türkiye’de ilk olan birçok uygulamayı hayata geçirdik. 2011 yılında “Mutluluk Direktörlüğü” birimini kurduk. ‘Çalışan mutlu ise müşteri de hissedar da mutlu olacaktır’ anlayışı ile mutlu bir ortam yaratmak için samimi bir gayret içine girdik. Ardından 2015 yılında kadın çalışanlarımıza pozitif ayrımcılığın ötesinde uygulamalar sunan ve ekstra imkanlar tanıyan Mutlu Kadın Hareketi’ni başlattık. Aynı yıl kadınlara iş hayatında verdiğimiz desteği devam ettireceğimizi taahhüt etmek için Birleşmiş Milletler Kadınları Güçlendirme İlkeleri’ne (WEPs) imzacı olduk.”

“SÜRDÜRÜLEBİLİR KURUMSAL SOSYAL SORUMLULUK YAKLAŞIMI”

Kurum kültürünün beslendiği sürdürülebilirlik bakış açısının yansıması olan Kumaştan Hayaller projesi hakkında da bilgi veren Şenol, geri dönüşüm, eğitim, mutluluk ve umut odaklı bu projede çocukların ve gençlerin hayatlarına dokunduklarını şöyle ifade etti:

“Paydaş katılımı modeliyle kurguladığımız Kumaştan Hayaller projemizi başarıyla sürdürüyoruz. Proje kapsamında, fabrikalarımızdan elde edilen üretim fazlası kumaş ve aksesuarları, protokol imzaladığımız Valilik, Kaymakamlık, İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri aracılığıyla meslek liselerine gönderiyoruz. Onlar da hayal güçlerini kullanarak bu kumaşlardan ürünler tasarlıyor ve üretiyorlar. Daha sonra bu ürünler mağazalarımızda müşterilerimizin satışına sunuluyor ve elde edilen gelir Kanserli Çocuklara Umut Vakfı (KAÇUV) projelerini desteklemek üzere kullanılıyor. Dolayısıyla Kumaştan Hayaller projesi sürdürülebilir yapısı itibariyle geri dönüşüm, eğitim, mutluluk ve umut alanında eş zamanlı olarak bir farkındalık sağlıyor.”

Tekne kampanyası bir ay daha uzatıldı

 

Viaport Marina, tekne sahiplerinden gelen yoğun talep üzerine başlattığı kampanyayı bir ay daha uzatma kararı aldığını açıkladı. Kampanyaya göre, tekne bağlama fiyatlarına 2020 yılında zam yapmayan Viaport Marina Yönetimi, 2019 yılı fiyatları üzerinden en az yüzde 50 indirim uyguluyor. Konu hakkında açıklamada bulunan Viaport Marina Direktörü Sinan Arslan, bir ay daha uzatılan kampanyanın tekne sahipleri için çok cazip olduğunu söyledi.

“KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ”

Sinan Arslan, “Tekne sahipleri hem bütçelerini zorlamadan teknelerini bağlayabilmeleri hem de Viaport Marina içerisinde bulunan outlet shopping, tema park, akvaryum, sinema, aslan park ve bowling gibi üniteler sayesinde sosyal yaşamla iç içe bir marina hayatını deneyimleyebiliyor. Biz bu kampanyaya yıl başında start verdik ve tekne sahiplerinin yoğun ilgisiyle karşılaştık. Marinamız alınan rezervasyonlarla ciddi bir doluluğa ulaştı. Ben bu kampanyayı köprüden önceki son çıkış olarak değerlendiriyorum, tekne sahipleri marinamız kampanya fiyatlarından faydalanabilmek adına rezervasyon yaparak fırsatları kaçırmadan ve yeni yıl zamları gelmeden teknelerini uygun fiyata marinamıza getirebilirler” ifadelerini kullandı.

“KARA PARK ALANIMIZ TAMAMEN DOLU”

Viaport Marina’nın diğer marinalara göre çok fazla artı yönü olduğunu vurgulayan Arslan, karapark alanında 45-50 metre aralığında teknelerle İstanbul’un en yüksek kapasite doluluğuna ulaştığını söylerken, hizmet kalitesiyle her sene gelen teknelerin şimdiden bir sonraki sene için rezervasyonlarını yaptırdıklarını ekledi.

Arslan, “Mega yatlar hem bizim hem de ülkemiz için prestij kaynağı ancak biz daha küçük ölçekli teknelerimize de bu kampanya ile çok özel avantajlar sağladık. Önümüzdeki sene için Karapark alanımızı genişleterek Marina içerisindeki ve tüm hizmet kalitemizi yaşamak isteyen tekne sahiplerimiz için çok daha avantajlı olacağız. Biz tekneler için güvenlikli marina, ayrıcalıklı hizmet, güler yüzlü ve profesyonel ekiple teknelerin her türlü ihtiyacını karşılayabilecek kara park alanı sunuyoruz. Teknesini Viaport Marina’ya bağlan bir kişi teknesinin tüm bakım ve ihtiyaçlarını tek bir yerde karşılayabiliyor” ifadelerini kullandı.

Mikroçip teknolojisi ile baba olma şansı artıyor

Günümüzde tüp bebek tedavisi için başvuran hastaların yaklaşık yüzde 40 -45’inde erkek faktörünün bulunduğunu belirten Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erkut Attar, Amerika’da Türk bilim insanı tarafından geliştirilen mikroçip uygulamasının erkek kaynaklı kısırlık tedavisi açısından önemli bir adım olduğunu söyledi.Sperm sayı ve hareketliliğindeki azalmanın doğal yollardan gebelik şansının ortadan kalkmasına neden olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Attar, bu durumu ortadan kaldırmak için pek çok çalışmanın yürütüldüğünü aktardı.

Amerika’da Harvard Üniversitesi Brigham and Woman’s Hospital’da bir Türk bilim insanının geliştirdiği mikroçip teknolojisinin önemli bir tedavi yöntemi olduğunu ifade eden Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Attar, “Doğal fizyolojiyi taklit ederek geliştirilen ve Türkiye’de de son 5 yıldır uygulanmaya başlanan mikroçip teknolojisi, erkek kaynaklı kısırlık tedavisi için günümüzde umut verici bir uygulama olarak gösteriliyor” dedi.

TEKRARLAYAN TÜP BEBEK BAŞARISIZLIĞINDA ÖNERİLİYOR

Mikroçip yöntemi sayesinde DNA hasarlı spermler, immotil spermler ve morfolojik olarak düzgün olmayan spermler elenerek daha kaliteli spermlerin seçildiğini anlatan Prof. Dr. Attar, “Bu sayede sağlıklı gebelikler elde edebilme şansı artıyor. Bu yöntemin özellikle tekrarlayan başarısız tüp bebek denemesi olan, tekrarlayan düşükleri olan, açıklanamayan infertilite hastalarında ayrıca DNA hasarı yüksek olan ve sayı, hareket, morfolojik bozuklukları olan erkek infertil hastalarda kullanımı öneriliyor” diye konuştu.  

SONUÇLAR KLİNİK ÇALIŞMALARLA GÖSTERİLDİ

‘Çip Bebek Tedavisi’ veya ‘Mikroakışkan Çip Yöntemi’ olarak da adlandırılan bu yöntemin birçok vakada uygulanarak sağlıklı gebelikler elde edildiğini söyleyen Prof. Dr. Erkut Attar, “Mikroçip kullanılarak yapılan tüp bebek işlemlerinde mikroenjeksiyon yöntemi sonrası döllenme, embriyo kalitesi ve gebelik oranlarının daha yüksek olduğu birçok klinik çalışmada gösterilmiştir” ifadelerini kullandı.

 DOĞAL FİZYOLOJİYİ TAKLİT EDİYOR

Mikroçip yöntemi öncesinde herhangi bir ön işlem basamağına gerek kalmadığını söyleyen Prof. Dr. Erkut Attar, uygulamayla ilgili şu bilgileri verdi:

“Spermlerin doğal fizyolojiye benzer şekilde serviks ve tüplerden yumurta hücresine ulaşmaya çalışır gibi bu kanalcıklardan geçişi başlar. Yarım saatin sonunda sağlıksız DNA hasarlı spermler bu kanallarda takılırken, sağlıklı ve DNA kırıkları daha az olan kaliteli spermler mikro kanallardan geçerek karşı bölümde toplanır. Seçilen bu spermler ile yapılan mikroenjeksiyon yöntemiyle elde edilen embriyoların kalitesi ve 5’inci güne ulaşan blastosist oranı daha yüksektir.”

 ÜÇ FARKLI YÖNTEM BULUNUYOR

Hastanın durumuna göre kullanabildikleri 3 ayrı mikroçip yöntemini uygulayabildiklerini dile getiren Prof. Dr. Erkut Attar, hangi durumlarda ve hangi yöntemi kullandıklarını şöyle anlattı:

“Bu yöntemlerden ilki aşılama işlemleri için kullanılan sperm sayısı daha iyi olan vakalara uygulanmaktadır. Mikroenjeksiyon işleminde kullandığımız spermleri seçmek için de kullandığımız 2 ayrı mikroçip çeşidi bulunuyor. İlk üretilen mikroçipleri kullanabilmek için yeterli sayıda hareketli sperme ihtiyaç varken en son üretilen mikroçipler çok az sayıda hareketli sperm olsa bile kaliteli spermi seçme imkânı sağlamaktadır.”

 DNA HASARI EN AZ OLAN SEÇİLİYOR

Sperm DNA’sında oluşan hasarın embriyo kalitesinde düşmeye ve IVF uygulamalarında başarısızlığa neden olabildiğinin bilimsel yayınlarla da gösterildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Erkut Attar, bu nedenle tüp bebek tedavilerinde sperm seçiminin çok büyük önem taşıdığını söyledi.Prof. Dr. Attar, “Mikro akışkan çipler sayesinde sperm kalitesinin ve hareketliliğinin düşük olduğu örneklerde morfolojik olarak daha iyi, hareketli ve DNA hasarı en az olan spermlerin, hareketsiz, olgunlaşmamış ve düşük kaliteli spermlerden süzülüp ayrılarak toplanmasını sağlanabiliyor” dedi.

DENEYİM ÖNEMLİ

Mikro akışkan çiplerin kullanımı çok basit olmasına rağmen doğru hastada ve doğru uygulamanın önemine işaret eden Prof. Dr. Attar, “Spermi doğru şekilde mikro kanalcıklara yükleyebilmek ve sonrasında spermleri toplayabilmek, semen (sperm) örneğinin mikroçip yöntemi için uygun olup olmadığı uygulanacaksa hangi mikroçipin hastaya kullanılacağına karar vermek önemlidir” diye konuştu.

Yetişkinler de bebek şampuanı kullanmaya başladı

 

Özellikle kadınlar tarafından giderek daha çok tercih edilen bebek şampuanları, yetişkinlerin cildinde de güvenle kullanılabilir mi? sorusunu akıllara getirdi. Bu ürünlerin yetişkinler için uygun, etkili ve çoğunlukla daha ekonomik bir alternatif olduğunu belirten Altınbaş Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğr. Üyesi Dr. Genada Sinani, bu şampuanların kullanım alanları hakkında önemli bilgiler verdi.

“BU ÜRÜNLERİN İÇERİĞİ DAHA HAFİF”

Yetişkinlerin cilt ve saç temizliğinde daha sağlıklı olduklarını düşünerek bebek şampuanlarını tercih edebildiklerini söyleyen Öğr. Üyesi Dr. Genada Sinani, “Bebek şampuanı yetişkin cildinde güvenle kullanılabilir mi? Kısacası evet.  Bebek şampuanları dahil, yetişkin şampuanları ve yüz temizleme ürünleri, cilt ve saçtaki kiri ve yağı gideren bileşikler olan yüzey aktif maddeler içerir. Bu ürünler aynı fonksiyonu gösteren benzer içeriklere sahip olsa da bebek şampuanlarında kullanılan maddeler yetişkin ürünlerindeki maddelere göre daha hafif ve spesifiktir” açıklamasında bulundu.

“DAHA GÜVENLİ MADDELER KULLANILIYOR”

Bebekler için üretilen şampuanların, bebek cildinin çok hassas ve geçirgen olduğu göz önüne alınarak özel hazırlandığını aktaran Dr. Genada Sinani, şunları söyledi:

“Bebek ürünlerinde genelde tahriş edici olasılığı düşük ve mümkün oldukça güvenli maddeler kullanılır. Örnek olarak sodyum lauraminopropionat maddesini verebiliriz. Kokamidopropil betain ise bebek şampuanları dahil kişisel hijyen ve kozmetik ürünlerinde yaygın kullanılan hindistan cevizi yağından üretilmiş yüzey aktif bir maddedir. Bebek şampuanlarında daha az sert olan yüzey aktif madde dediğimiz kimyasallar kullanıldığından saç temizliğinde bebek şampuanı kullanmak saçı çok kurutmadan temizler ve yumuşatır. Fakat yetişkinler için etkili, iyi bir temizlik sağlamayabilir. Bu yüzden, saçların birkaç sefer yıkanması gerekebilir.”

“EN İYİLERİ PARFÜMSÜZ ÜRÜNLERDİR”

“Genel olarak, bebek temizlik ürünleri özenle seçilmiş, daha az miktarda hafif temizleyici madde içerdiğinden yetişkinler için uygun, etkili bir seçenek oluştururlar” diyen Dr. Genada Sinani, bebek ürünlerinin ayrıca alerjik reaksiyon oluşturma riski düşük ‘‘hipoalerjenik’’ olarak formüle edildiklerini de belirtti. “Ancak yine de hem bebek hem de yetişkin için kullanılan ürünlerin içeriğine dikkat edilmeli” uyarısını yapan Dr. Sinani, “Yetişkin ürünlerinde olduğu gibi bebek ürünlerinde de iyi olan veya ‘‘iyi olmayan’’ maddeler vardır. Genel olarak, en iyi bebek şampuanları parfümsüz, doğal kaynaklardan elde edilen maddeler içeren ürünlerdir. Bitkisel özlü maddeler içeren, üzerinde ‘‘Doğal’’, ‘‘Organik’’ ifadesi yazan her ürün organik veya doğal olmayabilir. Ürünün doğallığından emin olmak için ürün sertifikasına bakılmalıdır. Hem bebek hem de yetişkinler için ürün seçerken içerik bilgisi dikkatli okunmalı ve alerji yapma ihtimali düşük olan ürünler tercih edilmelidir” ifadelerini kullandı.